Sürdürülebilir yaşama ilk adım: Permakültür Kursu

Uzun zamandır istediğim bir şeydi permakültür kursuna katılmak. Kendi arazimizi alacağımız zamanların hayalini kurarken “O araziyi nasıl sürdürülebilir kılacağız?” sorusunun yanıtını permakültürde bulduk. İnternetten üzerine yazılmışları az buçuk okuyunca permakültüre ilgimiz arttı ve tek ilgi duyanın biz olmadığını gördük: Türkiye’de bu işin birçok takipçisi vardı. “Türkiye Permakültür Enstitüsü” kurulmuştu bile!

Geçen yaz sadece ziyaret amacıyla gittiğimiz Marmariç’teki enstitüye (aynı zamanda bir grup insan devamlı yaşıyor burada) bu sefer kursa katılmak için gittik. Daha doğrusu ben kursa katıldım, Xavier ise dergilere yazmak için fotoğraf çekti. İki gün süren permakültür kursu çok yoğun ama bir o kadar da eğlenceli geçti.

Permakültür, perma (kalıcı) ve kültür (tarım) sözcüklerinin birleşmesinden doğmuş bir kelime. Amacı “sürdürülebilir yaşam alanları tasarlamak”. Bir şeyin sürdürülebilir olması, ömrü boyunca varlığını sürdürmek için kullandığı kaynağı ya da daha fazlasını üretebiliyor olması anlamına geliyor. Permakültürde de amaç, tek bir çeşidin hakim olduğu “monokültür”ün aksine çeşitliliğe yer vermek. Toprağın ve doğanın dengesini bozmadan, onu sadece bir tek çeşit ürüne mahkum etmeden topraktan besin elde etmeyi kapsıyor. Permakültür, kaynak kullanımıyla ilgili kapsamlı düşünmeyi içeriyor, yeryüzünde yalnız olmadığımızı, çevreyle bir bütün olduğumuzu bilip ona göre yöntemler sunuyor.

Toprak kaybının, kirliliğin iyice yaygınlaştığı, tarım alanı açmak amacıyla ve diğer sebeplerle orman alanlarının gün geçtikçe ortadan kaldırıldığı bu günlerde insan ırkının ileride çok ciddi sorunlarla karşılaşacağına şüphe yok. O hâlde bir şeyler yapmalı, sürdürülebilir ve doğaya uyumlu bir şekilde nasıl yaşanacağını öğrenmeli, öğretmeli. Permakültür de bana kalırsa bunun en güzel yollarından biri.

Bu kadar bilgiden sonra biraz da kendi yaşadıklarımızdan bahsedeyim. Marmariç’e giden köy yolunda yürürken birden karşımıza olgun meyveleri dallarından narince sarkan bir incir ağacı çıktı. Sanki çölde karşımıza bir vaha çıkmış gibi sevindik. Aç oluşumuzun da etkisiyle incirleri hemen toplamaya başladık. Bir de tattık ki ne görelim, incirlerden resmen bal akıyor! Karnımızı bir güzel doyurup biraz ilerledikten sonra önümüze başka incir ağaçları daha çıktı. “Ne bereketli ağaçlarmış!” diye düşünerek Marmariç’tekilere götürmek üzere poşetlere doldurduk. Uf böyle tatlı incirlere bir daha nerede rastlarım kimbilir…

Marmariç’e ulaşır ulaşmaz Yağmur ve Anıl’la tanıştık, onlar da kurs için gelmişlerdi. Acayip tatlı insanlar ikisi de, Bayramiç’teki ekomimari buluşmasında tanışmışlar. Onlarla geçen güzel bir akşam vaktinden sonra çadırımızı arazinin hemen yanındaki çam ormanına kurduk. Sonra iki gün boyunca motivasyonu yüksek yaklaşık on kişi ile beraber sabah dokuzdan akşam beşe kadar dersimizi dinledik, arazideki uygulamaları gördük, kompost yaptık…

Güzel insanlarla beraber bilgi dolu –ve birbirinden lezzetli yemekler yediğimiz- iki gün geçirdik sonuçta. İleride öğrendiklerimi pratikte de uygulayabilmek dileğiyle…

 

*son fotoğraf: Marmariç’te yaşayan Ezel ve kurs bittikten sonra tahtaya çizdiği perma-adamlar


Bu yazı Geziler, Sürdürülebilirlik kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir