Bangkok Sokaklarinda

Bangkok’taki otobusler

Bangkok oldukca buyuk bir sehir; bir yerden bir baska yere gitmek icin ya otobuse binmek, ya bir motorsikletlinin arkasina atlamak ya da bildigimiz sari taksilere binmek gerekiyor. Taksilerin uzerinde ‘’Taksi Metre’’ yaziyor Ingilizce, hani binen anlasin ki taksi metre acildigi icin yolun sonunda kaziklanma ihtimali yok… Haa soylemeyi unuttum, bir de “tuktuk”lar var, Kenya’dakilerin aynisi, haydi biraz daha bakimli olanlari diyelim. Tuktuklardaysa taksi metre gibi bir yontem olmadigindan cok kisa bir mesafenin yuksek meblalar tutmasi mumkun, ha bir de tuktuklar bazi magazalarla anlasmali olduklari icin kisiyi gitmek istedigi yere goturmeden once bu anlastiklari magazalara surukleyebiliyorlarmis, dikkat etmek lazim…

Bize gelince surekli otobuslerdeyiz. Otobusler burada klimali ve klimasiz olarak ikiye ayriliyor (ha tabi bu benim ayrimim, biri halk biri belediyedir muhtemelen) ve bu iki tip otobus arasinda da fiyat farki var. Bizdeki otobuslerdeki bilet kesici seyyar bu otobuslerde, yanina gelip bileti kesiyor, genelde kadin oluyor bu bilet kesiciler. Sahsen ben klimasiz otobusleri tercih ediyorum; sebebi hava sicakliginin an itibariyle eksi derecelerde seyrettigi bir ulkeden gelmem ve sicaga doyamamis olmam degil; surekli sicaktan soguga, soguktan sicaga gecmek, insani sersem gibi yapiyor… Metro buz gibi misal, hirkasiz basbayagi usuyor insan, disari cikiyorsun hava otuz derece, tam hasta edecek cinsten!

Rahibin yanina oturmak

Hazir otobuslerden bahsetmisken, otobuste yasadigim bir olayi anlatayim. Forth’larin evinden merkeze gitmek uzere otobuse bindik, hic oturacak yer kalmamis, bir tek yer disinda, orta kapinin hemen arkasinda bulunan, hemen rahibin yanindaki koltuk. Tabi ki hemen yer kapma heyecaniyla ataga geciyorum, tam oturacagim sirada budist rahip endiseli bir surat ifadesiyle kafasini salliyor. Megersem yasakmis budist rahiplerin yanina kadinlarin oturmasi… Daha dogrusu onlara kadinlarla en ufak bir fiziksel temas bile yasak oldugu icin benim de rahibin yanina oturmam yasak oluyor. Ha bir de metroda uyarilar asmislar cok komik, rahiplere yer verin diye, ulkeye gore oncelikli kisilerin nitelikleri de degisiyormus demek ki…

Bangkok’ta ulasim araci olarak buyukce bir kayik var bir de… Insanlarin kayiga binerken ve inerkenki hizlari sasirtici. Daha kayik duraga yaklasmadan kendilerini bir atislari var ki gorulmeye deger, Bangkoklular bu isi bayagi iyi biliyorlar! Kayik oldukca eglenceli bence, her ne kadar cogu zaman ayakta kalsak da en azindan trafik derdi yok!


Sagim solum Buddha

Bangok’taki tapinaklar oldukca etkileyici; ayrica Buddha her yerde, her renkte ve sekilde! Oncelikle Golden Mounth diye adlandirilan bir tapinaga gidiyoruz, tapinagin bahcesinde Cin takviminde yer alan hayvanlarin heykelleri bulunuyor, yukariya cikmak icinse yuz kadar oldukca dik basamagi tirmanmaya hazir olmak gerekiyor… Merdivenlerden cikarkan muhtesem bir sehir manzarasi da bize eslik ediyor, ayrica hemen yanina konulmus sopayla vurup “ses cikarabilecegimiz” canlar da merdivenden cikarken ara ara karsimiza cikiyorlar. Yukariya ulasiyoruz ve burada koca bir “stupa” karsiliyor bizi. Stupa dedigim sey, trompetin ters cevirilmis ve buyutulmus haline benziyor sanki, yani biraz en azindan. Gercekten de hemen her tapinakta karsimiza cikan bu “seyi” nasil tasvir edecegimi bilemiyorum, sanirim en iyisi fotografina bakmak! “Stupa”nin yaninda bu sefer koca bir gong var, istisnasiz her turist, bu gonga bir kez vuruyor, cikan ses oyle bir derinden yayiliyor ki, gercekten de insan kendini mistik bir deneyimin tam ortasinda hissediyor. Ha bir de stupaya bozuk para atiyor insanlar, oraya takilip kalmasini, yere dusmemesini arzuluyorlar, boylece gerceklesecekmis dilekleri. Ben stupaya izlerken tam onume, bir turistin iskaladigi icin geri donen bir parasi dusuyor, dilek tutmadan atiyorum tekrar stupaya dogru ve geri donmuyor para, tuh diyorum keske dilek tutsaymisim…

Sonra sehrin en eski tapinagi olan Wat Pho’ya yoneliyoruz, giris ucretli oldugu icin vazgeciyoruz ve sonra bir bakiyoruz, arka kapidan giris serbest… Bu sefer giriyoruz tapinaga ve o da ne, burasi dusundugumuzden cok daha buyuk! Bir suru farkli bolumu var, her sey cok gozalici, burayi yaratmak icin genis bir hayal gucu gerekir herhalde diye dusunuyorum. Wat Pho, asil “Yatan Buddha”si ile unlu. Heykelin bulundugu sapele

girdigimizde neredeyse tamamini Buddha’nin heykelinin kapladigini goruyoruz, ancak yuruyecek ufak bir alan birakilmis! Buddha’nin nirvanaya ulastigi ani gosteren bu altin sarisi dev heykel tam 45 metre uzunlugundaymis! Heykelin yanindaysa 108 tane kap siralanmis, hepsine birden birer bozuk para birakan uzun yasar, hayalleri gercek olurmus. Kendi icine donmeye, kendini anlamaya ve gosteristen uzak durmaya vurgu yapmis Siddharta Gautama yani Buddha, gunde bilmem kac turistin sipidik terlikleriyle ziyaret edip onunde “cheese” diyerek poz verdigi bu sasali heykelleri gorse acaba ne dusurdu, cok merak ediyorum dogrusu…

O kadar cok heykel gordukten sonra heykellerin imal edildigi bir mahalleye giriyoruz. Tapinaklarda goz alici gorunumleriyle hemen herkesi buyuleyen Buddha heykelleri, simdi biraz mahsun gorunuyorlar gozume. Oyle ya, kimi yeni acilmis boya kutusunun icine sokulmus rengine kavusmayi bekliyor, kimi henuz bazi uzuvlarina sahip olmamanin caresizligiyle aci icinde kivraniyor … Kiminin uzerinde matkapla calisiliyor, kimiyse tepetaklak olmus, bir an once elden gecirilmeyi ve sinif atlamayi diliyor…

Ve henuz Buddha olamamislar

Imalathanelerin bir onundeki sokaga geciyoruz, burada Buddha heykellerinin satildigi magazalar siralanmis. Bana en ilginc ve ayni zamanda da en urpertici gelen, ulke capinda

taninmis rahiplerin balmumundan yapilmis heykelleri. O kadar gercek duruyorlar ki, sanki camin obur tarafinda bagdas kurmus beni izliyorlar. En kucukten en buyugune

 

hemen her Buddha heykelini bulmak mumkun, ayrica rahiplere sunmak uzere hazirlanmis yiyecek, sabun, tarak vs. gibi seyleri iceren ufak paketler de satiliyor bu magazalarda. Ganes de o fil kafasiyla her bir kosede kendini gosteriveriyor. Yahu ben

anlamadim, Tayland’ta Hinduizm mi var? Ganes, Buddha heykellerinin yaninda kendine nasil bir rol bicmis de kendini kabul ettirtmis olabilir? Bu iste bir is var ama, ben anlamadim, anlayan beri gelsin…

Tayland’ta Turk Yemegi

Aksama dogru ayni vakitlerde Tayland’a gelecegini bildigimiz Emre ve esiyle bulusuyoruz, her bir yaninda Tayland’in fil motiflerini animsatan alfabesiyle yazilmis yazilarin oldugu koca bir parka gidiyoruz beraber, onlar buraya alti ay gibi bir sure icin gelmisler, dusununce uc hafta kalmak, onlarin gecirecegi sure yaninda komik kaciyor dogrusu. Aksama dogruysa bu sefer Forth’la aksam yemegi icin bulusuyoruz, yemegi biz hazirlayacagiz bu sefer. Hazirlayacagiz da, aklimdaki yemek tariflerinin hic birini tutturamiyorum, hep bir malzeme eksik kaliyor, olmuyor marketlerde. Biz de tanidigimiz tum sebzeleri alip bir salata yapmaya karar veriyoruz. Aksam Forth’a Turkiye’den getirdigim sahlebi ve helvayi ikram ediyorum, sanirim Tayland’a getirilebilecek guzel hediye ikilisini buldum, oyle ya Forth’a bayagi degisik geliyor iki tat da. Ah bir de tarcin alsaydim yanima…

Boyle boyle zaman geciyor iste, ama burada hava cok sicak, yine bir vurgu yapayim dedim :)


Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir