Niğde: Nevşehir’in Gölgesinde

Niğde’ye doğru yola çıktığımızı söylediğimiz hemen herkesin tepkisi şu şekilde oluyor: “Yani oradan Nevşehir’e mi geçeceksiniz?” Konuştuğumuz kimse, başka bir yere gitmeyi amaçlamaksızın, sadece Niğde’ye gittiğimizi anlayamıyor, bu garip duruma bir anlam veremiyorlar. “Ne var ki Niğde’de? Neyi görmeye gidiyorsunuz ki oraya?” diye sorular yöneltiyorlar Niğde yoluna düşmüşleri görmenin şaşkınlığında. Aslına bakarsanız, biz de tam bu sorunun cevabını bulmak için düşüyoruz Niğde yollarına. Ne vardır yıllar boyu adı Nevşehir’in ağırlığı altında ezilmiş, kimseciklerin işi düşmeden uğramadığı bu Anadolu şehrinde, ya da ne yoktur görmek amacımız.

Gökkuşağı altında Niğde sokaklarını arşınlarken

Şehre varır varmaz bizi ağırlayacak olan “couchsurfer”ımızla buluşmak üzere İmam Hatip meydanına varıyoruz. Sogol adı, İranlı. “Bir İranlının Niğde’de ne işi ola ki?” diye düşünürken beş dakikada yanımızdan belki on İranlı daha geçiyor, kendi aralarında geçen konuşmalarından anlıyoruz. Merağımız iyice artıyor. Sogol’le konuştuğumuzda işin aslı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Meğerse çeşitli ülkelere mülteci olarak gitmek isteyen birçok İranlıların, başvurularından gidişlerine kadar geçen zaman içinde yerleştirildikleri birkaç şehirden biriymiş burası. Aslında sadece İranlıların değil, farklı Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden mültecilik başvurusunda bulunanlar, birkaç senelerini burada geçiyor, göç izinlerinin çıkmasını bekliyorlarmış umutla. Sogol’ün anlattığına göre İranlıların sayısı, diğer milliyetlere göre bir hayli fazla, beş yüzün üzerinde İranlı yaşıyor şehirde! Öyle ki, İranlıların tercih ettiği ekmekler ve Türkiye’de pek bilmediğimiz, daha çok İran mutfağında tüketilen baharatlar bulunabiliyor Niğde bakkallarında, marketlerinde.

Niğde kalesi, teyze, yörük çadırı önünde biz, kale önünde fotoğraf çektirenler (çocuğun biri yanlış objektife bakmış!)

Aslına bakarsanız Niğde’deki İranlıların, aynı ülkeden olmalarının dışında, bir başka ortak özellikleri daha var. Bu da “Bahai” dinine mensup olmaları. Tahmin edileceği üzere, İran’dan kaçışları da bu sebepten… Bahaizm’in gerekliliklerini yaşama özgürlüğünü sağlamayı bırakın, böyle bir dinin varlığını bile kabul etmeyen İran hükümetinden yaka silkmiş Bahai topluluğu. Bahaizm dinine mensup olduklarını açığa vurdukları vakit türlü zorluklarla karşılaşacaklarını bildiklerinden ve dinlerini saklayıp hayatlarına müslümanmış gibi devam etmeyi de onurlu bulmadıklarından çareyi Amerika, Kanada, Avusturya, Norveç gibi ülkelere mültecilik başvurusunda bulunmakta bulmuşlar. Niğde de bundan sonra hayatlarını devam ettirecekleri yeni ülkelere göçmeden önceki geçici şehirleri olmuş, Türkiye ülkeleri… Gitmek istedikleri ülkeye bağlı olmak üzere bir ile iki yıl arasında değişiyor Türkiye’de bekleme süreleri. Tabi bu durum normal şartlarda böyle. Hele ki bir de göçmek istedikleri ülke tarafından reddedilirlerse, işte o vakit daha da uzuyor kalış süreleri

Hüdavend Hatun türbesi

Kendilerine has bir dünya yaratmış Bahai dinine mensup İranlılar, bu küçük Anadolu şehrinde. Çok sık bir araya geliyor, birbirlerine destek oluyor, birbirlerinin acısına beraber üzülüp, sevincine beraber seviniyorlar. Bu kelimenin gerçek anlamıyla böyle. Güçlü bir “birlik olma” hissi hakim bu insanlarda. Genelde çalışmıyorlar ancak aralarında çalışanları da yok değil. Derme çatma evlerde yaşıyorlar, ancak bu herkesin durumunun kötü olduğu anlamına gelmiyor; kimi başka seçeneği olmadığından kimiyse zaten Niğde’ye geçici bir yer olarak baktığından büyük harcamalara girmiyor.

Sungurbey Cami

Biz burada Sogol ve annesiyle kalıyoruz. İkisi de çok şeker, yardımcı insanlar. Sogol Birleşik Arap Emirlikleri’nde doğmuş, Hindistan’da okumuş, İran’da çok kısa süre kalmış ve orada yaşamasının imkansız olduğunu söylüyor. Annesi de Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşamış çok uzun bir süre. Bize birbirinden güzel İran yemekleri yapıyor annesi, Türkiye’de bulunması mümkün olmayan baharatlarla…

1861 tarihli unutulmaya yüz tutmuş kilise

Şimdi bu İranlı şirin aileyi bırakıp Niğde’ye geri dönelim. Küçücük bir yer burası, gezmesi bir gün bile almıyor. Küçücük bir parkı var, içinde karşılıklı iki türbe var bu parkın, Hüdavend Hatun ve Gündoğdu türbeleri. İkisi de 14. Yüzyılda inşa edilmiş bu iki yapı da son derece çekici şekilde işlenmişler ve hala da çok sağlam gözüküyorlar. Yapıların olduğu mekan, bir çay bahçesi olarak kullanılıyor aynı zamanda, hemen altındaki meydanda yazları istisnasız her gece düğünlerin gerçekleştirildiği bir salon var. Kale de Niğde’nin en önemli turistik çekiciliklerinden, en tepesine çıkmak yasak çok da sağlam olmadığından sebep. Kalenin dik merdivenlerinden çıkınca müzemsi bir kısım çıkıyor karşımıza, Niğde’nin zanaatları tanıtılıyor burada. Halıcılık, dokumacılık, semercilik, keçecilik ve dabakçılık (dericilik) ile uğraşan heykeller bir fikir veriyorlar Niğde’de zamanında uğraşılan zanaat kollarına dair. Bunlardan hangisinin hala ayakta olduğunu sorduğumuzda, halıcılığın diğerlerine göre kör topal hala devam ettirildiğini öğreniyoruz.

Sungurbey Cami’nin etkileyici kapısı, Alaaddin Cami minaresi ve yanında taçlı kapı

Niğde turumuza devam edelim. Selçuklu dönemine ait camiler tabi ki burada da önemli bir yere sahipler. Sarı ve kül renkli kesme taştan yapılmış olan Alâeddin Cami, sadece belli vakitlerde ve fotoğrafta görünebilen “taçlı kadın başı”yla ün salmış, hatta bu yüzden bu kapıya “taç kapısı” deniyormuş. Bize anlatılan bu ama ben fotoğraflarda bile göremiyorum kadın başını! Sokaklarda hala eski evlere rastlamak mümkün ve aralarında turlamak son derece keyifli. Eski bir kilise var Niğde’de kapısına zincir vurulmuş, kimsecikler bilmiyor. Seneler önce terk edilmiş,  pencereleri kırılmış, dış duvarının her köşesine yazılar karalanmış, resimler çizilmiş… Askere Niğde’ye gelen Türk gençliği de kazımış adını kadim kilisenin duvarlarına, Yunanlı turist de… Yazıların eskiliği kilisenin yıllardır başıboş bırakıldığının bir kanıtı adeta. 1934 tarihli bir duvar yazısı gördüm daha ne diyeyim… Kilisenin çevresi gecekondu mahalleleri ile çevrilmiş, fotoğrafını çekmek istediğimizde biraz şüpheyle bakıyorlar bize, bu şüphecilik biz ayrılana kadar da devam ediyor. Yine de kilisenin yabancı devletlerce satın alındığını ve yakında restore edileceğini söylüyorlar bize.

İbrahim Katırcıoğlu’nun mütevazi dükkanı ve duvarı astığı iddialı cümle!

Niğde’nin ana caddelerinden birinde yürürken bir kahveciye giriyoruz, baba mesleğini devralmış İbrahim Katırcıoğlu’yla bayağı bir sohbet ediyoruz. Torunlarının artık türk kahvesi içmediklerini, neskafeye merak sardıklarını, genelde çocukların hep yabancı olana özendiklerini söylüyor. Mis gibi kahve kokuyor küçük dükkan. Katırcıoğlu, kahvesine son derece güveniyor, bunun bir kanıtı da 78 yılında duvara asmış olduğu iddialı yazı! Gerçek bir Niğdeli olan kahve ustası bize Niğde ile ilgili birkaç tüyo veriyor, birkaç yüz gram kahve almayı da ihmal etmeden turumuza devam ediyoruz. Eh, Niğde’ye gelmişiz, halılarını görmeden buradan gitmek olmaz diyerek bir halıcıya giriyoruz. Koyun ve keçi kıllarından yapılmış kilimlern arasında, “el dokuması halıcılığın artık bittiği” üzerine dinlediğimiz ah vah’lardan sonra da müzeye çeviriyoruz rotamızı.

Halıcıda

Niğde müzesi genel olarak hiç de fena değil aslında, ama asıl insanın kanını donduran müzenin derinliklerinde saklı mumyalar! Bir kadın rahibe ve üç bebeğe ait olan ve onunca yüzyılda yaşamış olduğu düşünen insanların mumyaları, Ihlara vadisinde bulunmuşlar ve oldukça da iyi korunmuşlar günümüze dek. Yıllar önceden bu kadar somut halde günümüze kadar gelmişlerin önünde biraz değil bayağı ürperiyorum doğrusu…

Gözüne mil çekilmiş sarışın rahibenin ürpertici mumyası

Niğde merkez böyle ve bence hiç de Nevşehir’in gölgesinde kalmayı hak etmiyor! Ama çevresinde daha neler var bilemezsiniz! Artık gerisi bir dahaki yazıya…

 

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Niğde: Nevşehir’in Gölgesinde için 2 cevap

  1. Bernacan der ki:

    Ben çok sevdim bu yeni yazı dizisini :) Bundan sonraki yazıları da merakla bekliyorum.

  2. şeyda der ki:

    eski gümüşleride ziyaret etmenizi öneririz ben niğdeliyim ve ben heryerine gittim niğdenin muhteşem bir tarihi harikası var

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir