Kayaya Oyulmuş Kutsal Mekan: Gümüşler Manastırı

Neden bazı yerler dünyaca ün salmışken bazı yerler onca güzelliğine rağmen kimseciklerin bilmediği bir yer olarak kalır? Kimi yerler turistle dolup dolup taşarken, kimsesizlik, terk edilmişlik kimi yerlerin damarlarına işlemiştir? Bu soruların cevapları uzun uzun tartışılabilir ve muhakkak ki birden fazla sebep üretebiliriz. Ben şimdi ikinci kategoriye yani “güzelliğine rağmen pek tanınmamış olan” bir mekana değineceğim. Gümüşler Manastırı’dır buranın adı, Niğde’ye bir dolmuşla ulaşılacak kadar yakındır. Biraz yukarıdan bakınca şaşırtıcı gerçeğiyle karşı karşıya kalırsınız, koca bir kaya oyulmuş, bir parçası çıkarılıp atılmış, geri kalanı da binbir emekle işlenmiştir. Karınca kadar disiplinli ve çalışkan olacak ki burayı yapanlar, böyle masalvari bir yer yapmışlardır dağın ortasında.

Avludan bir görüntü, rehber manastırın tarihçesini anlatırken

Tüf kayalıklar içine ince ince oyulmuş manastırın on birinci yüzyılda yapıldığını öğreniyoruz rehberden. Ortada bir avlu var, ortasında ince uzun bir ağaç tüm asiliğiyle çıkarmış kafasını kayalarla çevrili olmanın rahatsızlığından olacak… Avludan manastıra doğru odalar uzanıyor. Bunlardan en rahatsız edicisi ancak kafamızı eğip garip bir şekle girerek geçtiğimiz uzun ve ipince koridorun sonundaki zindan. Rehberin anlattığına göre buraya atılan suçlular öldükleri vakit hala yaşayan suçlularla orada bırakılırlar, psikolojileri alt üst edilirmiş! Zaten o denli küçük ve basık bir oda ki burası, sadece içinde beş dakika geçirmek bile klostrofobi geliştirmek için yeterli olabilir!

Manastırın içi, gülen Meryem Ana freski, manastırın yukarıdan görünüşü

Manastırın içinde düşmemek için bir hayli çaba sarfetmek gerekiyor, çünkü her taraf çukurlarla kaplı! Ya mezar olarak kullanılmış zamanında bu çukurlar ya da sonradan iç mekanın çöken yerleri olduğundan böyleler. Dikkat etmekte fayda var çünkü yine rehberin söylediğine göre, işaretler koymalarına rağmen geçenlerde bir üniversite öğrencisi düşüp kolunu kırmış bu çukurların birine…

Manastırın dış duvarları güvercin yuvalarıyla, iç kısmı ise birçoğu günümüze bir hayli korunarak gelmiş çeşitli fresklerle kaplı. Buranın en ünlü freskiyse, Meryem Ana’nın gülen halini göstereni imiş. Dünya üzerindeki hiçbir kilisede Meryem Ana’nın gülerken tasvir edilmediğini, bu manastırın istisna olduğunu öğreniyoruz. Yalnız freskin orjinal olup olmadığı, gülen ağzın sonradan eklenip eklenmediği bir tartışma konusu. Manastırdaki Ezop masallarındaki hayvanları gösteren fresk de oldukça ilginç doğrusu, her ne kadar renkleri bir hayli akmış olsa da.

Dediğim gibi, Niğde’nin çevresi oldukça zengin, ama tanınmayı, ziyaret edilmeyi bekliyor…

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kayaya Oyulmuş Kutsal Mekan: Gümüşler Manastırı için 1 cevap

  1. Aslı Peker Gürdal der ki:

    resim ve yazılarınızı zevkle takip ediyoruz. Bizi zenginleştiriyorsunuz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir