Duma duma dum Bodrum!

Dile kolay, Ankara’nın bozkırında yedi sene… Yine de karasal iklimi de en az Akdeniz’inki kadar seven biri olarak diyebilirim ki Ankara, ilk gözbebeğim, başımın tacıdır. Ankara’da sıkıldığım günler sayılıdır. Çünkü Ankara’nın da farklı bir havası vardır, hele de Odtü’nün kokusu bir başkadır… Burnunuzdan içeri dolan soğuk nefesin rayihası çam, ıhlamur ve at kestanesi karışımıdır. Ankara’nın arkadaşlıkları, dostlukları ise bambaşkadır… Herkes –sanki soğuktan korunmanın en iyi yolu buymuş gibi- sıkı sıkıya birbirine yaklaşmış, sarılmıştır. Spontan kararlar şehridir bir de Ankara, hiç beklemediğiniz bir anda arkadaşlarınız kapınızda biter, gece kendinizi Sakarya’da dans ederken bulursunuz. Ya da gecenin bir yarısı canınız sıkıldığında bilirsiniz ki ODTÜ ormanın sıcak kucağı size hep açıktır. Azıcık sıcak şarap, birkaç dost ve bolca muhabbetle kahkaha, Ankara’yı ülkenin en sıcak şehrine dönüştürmeye yetip artacaktır.

Bodrum

Yalıçiftlik’in saklı kalmış kumsallarından birisi

Ama her şeyin bir sonu var. Ayrılabilmek, yeni olana yelken açmak gerekiyor; zira insan böyle büyüyor. Yoksa bir rutine giriyor her şey ve tadını da kaybediyor bana kalırsa. Bizim için de artık Ege’ye inmenin vakti gelmiş, geçiyordu bile. Dolayısıyla bugünkü konumuz Bodrum. İki kişilik hayatımızı taşıdığımız, yumuşacık karnına başımızı dayayacağımız yeni evimiz… Nasıl da stresliydik bir ay kadar önce buraya geldiğimizde! Bir türlü istediğimiz evi bulamamış, sağı solu dolanıp durmuştuk… Bodrum’un her haliyle garip görünüme sahip turistik kitlesinin doldurduğu kalabalık sokaklar, “Icecreeam” diye bağıran palabıyıklı Maraşlı amca, duyduğumuz fahiş kira bedelleri her şey bizi yormuştu. Bir an önce evimize kavuşmak istiyorduk.

bodrum-1

Az gittik uz gittik. Kızılağaç çevresini beşinci kez tavaf ettiğimiz bir sırada –Kızılağaç’tan bize ev çıkmayacağını nihayet idrak etmiş- Yalıçiftlik’e doğru yola koyulmuştuk… “Celal Usta’nın evi boş diyollar ammaa, hele siz bir kayveye sorupduruverin.” demişti Kızılağaç’ta incecik sarılmış leziz dolmalarını yediğimiz Suzan teyze. Gittik, bulduk Celal Usta’yı; damadı Hasan bizi hemencecik eve çıkardı arabasıyla, bir gün düşündük, ertesi gün karar verdik evi tutmaya.

Bilen bilir ya benim neye vurulduğumu, hele bir kez de buradan yazayım. Evin hemen arkasındaki ormandır kanıma giren. Zira evin arkası zeytinlik, biraz gerisi ise perili cinli masallardan fırlama mis kokulu bir çam ormanı. Onlarca dar patikanın farklı yerlere çıktığı, otu ve şifası bol püri pak bir güzellik. Tepesine çıkıldığında denizi önümüze seren, kimi zaman zeytin ve keçiboynuzu ağaçlarıyla gölgesinde oturabileceğimiz minik alanlar yaratan, kayalarına çıkıp manzarada kendimizden geçebileceğimiz ve tıpkı bir Yalıçiftliklinin söylediği gibi hiçbir zaman insansız kalmayan bu biricik ormandır beni benden alan…

bodrum-2

Evimizden denize doğru yürürken karşımıza çıkanlar

Bir de hemen evimizin yanı başında oturan Elif Teyze’nin verandasındaki taş ocaktan ılık ılık tüten is kokusu kandırdı beni… Ateşin hep böyle bir üstünlüğü olmuştur üzerimde. Onu görünce ürkerim, şaşırırım ama en çok da hayran kalırım ona. Kokusu ise mest eder beni. O is kokusu zihnimdeki hangi hatıraları zincirlerinden koparttı tam bilmiyorum lakin, beni bu denli etkileyebildiğine göre, hoş duygular uyandırdığı kesin.

İlk günler bir hayli zordu, ev bakım ister, elektrik, internet, tüp vs. bunların hepsini ayarlamak öyle kolay olmadı insanların yavaşlığa bir Tanrı gibi taptığı bu Ege köyünde. Evi en azından uyunup yemek yenilebilecek bir duruma sokmak kolay olmadı; hele de benim gibi sabırsız bir ademkızı için! Neyse ki yanımda her işten anlayan bir ‘Bay Sabır’ var, yoksa halim nice olmuştu… Şu an büyük işlerin birçoğunu kolaylayıp kapı boyamaya bile geçebilmemiz mucize gibi.

DSC04034

İlk misafirler Anna, Matthieu, Ece ve Sabiha ile birlikte ormanın en güzel manzaralı yerlerinden birinde

Köyümüz ‘google map’ten de açıkça görülebileceği gibi Bodrum’un en yeşil kısmında. Yeni yeni tanınmaya başlayan Likya yolunun muadili sayılabilecek Karia Yolu –ki kendisi Muğla’dan Aydın’a kadar uzanıyor- neredeyse evimizin önünden geçiyor. Karia yolu boyunca uzanan, üzerinde tesis olmayan sahiller de buraların alameti farikası. Yeni yeni adetler giriyor hayatımıza. Duş alırken suyun sıcaklığını çok da önemsememek, yatak odasını komşunun horozunun durduğu ağaca olan uzaklığına göre seçmek –ki gerçekten bazı sabahlar performansı en son noktaya ulaşıyor!-, evde kertenkele oluşuna “Canım ne de olsa böcek yiyor” diye sevinmek, sabah saat 11’de bitiyor diye saat 8’de köy pazarının yoluna düşmek… Alışıyoruz.

P1100280

Merhaba Halikarnassos!

Ama en güzeli de ne biliyor musunuz? Köyün merkezinden bizim eve doğru yürürken elektrik ışıklarının bittiği noktayı geçtiğimizde sadece yıldızların ışığıyla aydınlanan köy yolunda yürümek… Köylüler “Aydem’i arayıvergari taktırıpdursunlar bi direk” diyorlar; bense halimden son derece memnun olduğumu anlatamıyorum bir türlü. “Yıldızların ışığı yetiyor ki…” demekle yetiniyorum. Hele bir de tıpkı geçen günkü gibi ay dolunaya yaklaşmışsa… O zaman keçiboynuzu ağaçları, yağan yağmurla beraber yavaş yavaş yüzlerini gösteren sarı çiçekler ve ayağımı bastığım toprak parlayıveriyor.

Diyeceğim odur ki “Hoşbulduk Halikarnassos!” Sen tüm mevcudiyetime yavaş yavaş sokulup yerleşirken ben de seni kokluyor, sana dokunuyor, ruhunu keşfediyor olacağım. İçimde patlamaya hazır çocuksu bir coşku, ya sen hazır mısın?

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Duma duma dum Bodrum! için 18 cevap

  1. Aysegül der ki:

    Bizde İstanbul’dan Datça’ya yerleştik..Bu yıl 3. kışımıza başlayacağız burada..Hala herşey öylesine güzel ki..Bodrum maceralarınızı keyifle takip edeceğim..Sevgiler..

  2. oslem der ki:

    Evinizin fotosu niye yok :(

  3. Emre Semerci der ki:

    Yeni evinizde güle güle oturun. :)
    Çok güzel yazmışsınız.

  4. Ayşe İgüs der ki:

    Canım,canım, öyle bi coşturdun ki beni de……………
    Senin o patlamaya hazır coşkularını eminim ki Halikarnassos da öyle bi alıverecek ki içine
    içine ………………..” ..vay be kimler gelmiş benim koynuma girmiş de usulca ve derinden …………,
    hoş geldiniz, sefalar getirdiniz……..! ” diyecek.

  5. melahat der ki:

    canımm.çok güzel anlatmışsın.sanki köyün kokusunu hissettim.evin boyasını yaptığınızda,fotoğrafları sabırsızlıkla bekliyorum :)güle güle oturun.en kısa zamanda görüşmek dileğiyle…

  6. sebahattin kutlu der ki:

    sözün bittiği yer diyorum her seferinde senin için, yine bir şey yapıyorsun. güzel günleriniz olsun.

  7. Sesli Chat der ki:

    Merhabalar google de gezinirken yazınız gözüme çarptı çok beğendim teşekkürler.

  8. Aşçı Fok der ki:

    Sevdim. Yazış tarzınızı, gençlik coşkunuzu ve ev için seçtiğiniz cennet köşeyi sevdim. :)

  9. Aşçı Fok der ki:

    Tabi orada geçireceğiniz kışı da merak etmiyor değilim! Gençler için fazla sakin gelirse diyeceğim ama zaten o sessizliği kucaklıyorsunuz tüm kalbinizle…

    • Seda Meşeli der ki:

      Sakinlik evet ama sıkılmak asla! Günler o kadar çabuk bitiyor ki Xavier ile planladığımız işlerin yüzde onunu bile yapamıyoruz burada… Ben kışı iple çekiyorum çünkü mutfağımın baş köşesindeki taş ocağı yakabileceğim soğuklar başladığında!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir