Dünyanın en harika çocuğu


Geçenlerde bir daha hiç unutamayacağım bir belgesel izledim: “Le monde selon Tippi” yani “Tippi’ye göre dünya”. 1997 tarihli belgesel, o zamanlar altı yaşında olan Tippi’nin doğayla ve hayvanlarla olan olağanüstü iletişimini konu alıyor. Tippi’nin vahşi doğa fotoğrafçısı olan anne ve babası onu Afrika’da özgür şekilde yetiştiriyorlar, ne hayvanlardan çekinmesini ne de doğadan korkmasını öğütlüyorlar, tam tersine salıyorlar Tippi’yi çayıra çimene.

Tippi o kadar enerjik, o kadar hayat dolu ki belgeselde bir oraya bir buraya koşuyor, yılanları eline alıyor, filin tepesine çıkıyor, hopluyor da hopluyor, kaplanı okşuyor, koca bir fille “su atmaca” oyunu oynuyor, Namibya’nın en bilindik kabilelerinden Bushmen’lerle doğa yürüyüşlerine çıkıyor… Bir de Tippi inanılmaz karizmatik bir karakter, bence Kirikou’nun can bulmuş hali kendisi. Bir de o kadar akıllı ki anne babası “hayvanlarla nasıl iletişim kurabildiğini” sorduklarında: “Ben bir çocuğum, zararsızım, hayvanlar da bunu biliyorlar.” diye cevap veriyor bildik bildik. Onlara yaklaşma biçimi çok yumuşak, tam bir çocuk masumluğunda. Bir de şöyle diyor Tippi: “Ben Afrika’da yaşıyorum, burada benim yaşıtım çok az, ben de ne yapayım hayvanlarla oynuyorum….” Tippi altı yaşında ama doğada hayatta kalmayla ilgili şehirde büyümüş bizlerden kat be kat fazla şey biliyor. Vikipedia’dan baktım şimdi neler yaptığına, ailesiyle beraber önce Namibya’dan Madagaskar’a taşınmışlar sonrasında da Fransa’ya gitmişler. Fransa’da okula devam etmek isteyen Tippi okulda arkadaşlarıyla uyum problemi yaşamış –hiç şaşırmadım- ve evde devam etmiş derslerini almaya. Yirmi yaşında olan Tippi, şimdilerde Sorbonne’da sinema üzerine eğitim görüyormuş.

Keşke biz de biraz her çocuklarımızı kısıtlayıp etraflarını keşfetmelerini engellediğimizde yaratıcılıklarından ve sağlıklarından çaldığımızı fark etsek. Keşke onlara hayatın “tehlikelerle dolu olduğunu” değil de “sürprizler ve keşfedilecek yeni şeyler”le ilgili olduğunu anlatsak, keşke onları dışarı çıkarmayıp kendi elimizle her TV karşısına oturttuğumuzda yetişkinlik çağında yaşayacakları psikolojik sorunların biraz daha önünü açtığımızın farkına varsak…

Tippi benim kahramanım oldu anlayacağınız :) Yaşasın Tippi! Yuppi!

Bu yazı Çocuk kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Dünyanın en harika çocuğu için 4 cevap

  1. ahmet der ki:

    super yakalamissiniz;;tebrikler ve iyi seyirler size

  2. Levent Doğurga der ki:

    Yazınızı okurken yüzümde bir gülümseme hissettim…Çok güzel anlatmışsınız….Diğer taraftan Afrika’da Fransız olmayan bir çok çocukta
    sefil oluyor! Yaşamın ironisi bu olmalı…Keyfiniz boll olsun.

  3. zengindilenci der ki:

    “keşke.. keşfetmelerini engellediğimizde yaratıcılıklarından ve sağlıklarından çaldığımızı fark etsek” bunu biraz daha ilereye taşırsak: doğa ve özgürlük! :) (into the wild -Chirstopher McCandless iyi bir örnek olur mu emin değilim)

    bunu çocukken yaşama fırsatı elde edemeyenlerse; keşke demek yerine bir sırt çantası hazırlasınlar derim. çok değil iki-üç parça bişey koysunlar yeter :)

    yazını ve genel olarak blogunu beğendim, teşekkürler.

  4. sanem görmüş der ki:

    Yazınıza bayıldım.Keşke bende Tippi gibi büyebilseydim diye düşündüm.Azıcıkta kıskanarak.Tippi benimde kahramanım oldu.yazınız için teşekkürler.Keyifle okudum..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir